KDV Nedir? Kapsamı, Tarihi ve İşlem Vergisi Niteliği

KDV

Katma Değer Vergisi, (İngilizce: Value Added Tax, Fransızca: Tax de la Value Ajouteé (çeviri: eklenen değer üzerinden alınan vergi), bir çeşit işlem vergisi olup, harcama olarak bahsedebileceğimiz ekonomik olgu üzerinden alınan vergilerin tarih içinde en gelişmiş ve en moderni olarak telaffuz edilebilir.

KDV ve İşlem Vergilerinin Tarihi

KDV’nin atası olan “Satış Vergisi” şeklinde adlandırılabilecek işlem vergilerinin ilk ortaya çıkışı çok eski çağlara dayanmaktadır. KDV’ye en çok benzeyen vergi türü pazarda satış yapılan tüccarlardan pazar giriş için alınan vergi olarak belirlenebilir.

İşlem Vergisi

İşlem vergisi, adı üstünde işlem üzerinden alınır. Kar üzerinden alınan bir vergi olmadığından bir kar/zarar hesabı yapılmasına gerek yoktur. Bu bakımdan objektif vergi türleri ve kaynak-randıman bazlı vergilere benzemektedir. Yapılan işlem üzerinden vergi alınır. Esasında bu işlemler mali güç unsurlarından harcamaya denk gelmektedir.

KDV’nin Kapsamı

Anayasamızın 73. Maddesinde;
“VI. Vergi ödevi
Madde 73 – Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” ifadelerine yer verilmiştir.

Dikkat edileceği üzere ilgili hükümde mali güce göre vergi alınacağı bahsedilirken, mali gücün neye göre belirleneceği belirtilmemiştir. Ancak vergi teorisinde ve AYM’nin kararlarında mali güç göstergeleri gelir, servet ve harcama olarak belirtilmektedir. Bu bakımdan gerçekleştirilen işlem karşılığında yapılan ödemeler harcama olarak değerlendirilmektedir. Bir başka deyişle, vergi satışı/işlemi gerçekleştiren kişinin durumuyla ilgili değil bu işlemin gerçekleştirilmesi harcamayı yapan kişinin mali gücü nedeniyle salınmaktadır.

KDV Kanunu m.1

Türkiye’de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir:
1. Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler,
2. Her türlü mal ve hizmet ithalatı,
3. Diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler.

İlk bakışta dikkat çeken unsur az aşağıda açıklayacağımız üzere istisnalar haricinde her işlemin normalde KDV’ye tabi olduğu, ancak işlemi gerçekleştirenin de gerçekleştirme tarzının (süreklilik arz edip etmemesi) da vergi kapsamını belirleyici olduğudur.

Buna göre gerçekten de, Ticari, sınai, zırai veya serbest meslek faaliyeti gibi, arızi olmayan iştigaller yalnızca KDV’nin kapsamına girmektedir. Verginin doğrulukla ve adil olarak salınabilmesi birçok vergi güvenlik mekanizmasına bağlıdır. Vergi güvenlik mekanizmaları ise kişilere doğru beyan, evrak düzeni gibi konularda ciddi yükümlülük getirmektedir. Bu bakımdan arızi olarak bir satışın yapılması örneğin bir kişinin miras kalan tek evini satması bu yükümlülüklerin doğmasını gerektirmemekte, bu yükümlülüklere yalnızca arızi olmayan faaliyet içinde bulunanların katlanması uygun görülmektedir.

KDV Kanunu m.4

“Hizmet:
Madde 4 – 1. Hizmet, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemlerdir.” ifadelerine yer verilmiştir.

Buradan anlaşılacağı üzere her türlü işlem katma değer vergisine tabi tutulmaktadır. İşlemin ne olduğu konusunda ise bir açıklık bulunmamaktadır. İşlemi şu şekilde tanımlayabiliriz: “Kişilerin ekonomik değer hasrederek icrasını veya icra edilmemesini sağladığı her türlü şey.”

Bu tanımdan yola çıkarak bağış ile işlemlerin farkını da ortaya koyabiliriz. Bağış sözleşmesinde de bağışlayan ve bağışlanan kişiler ortak iradeleriyle bir bağışı kabul etmekteyseler de, gerçekleştirilen işlem için talep eden kişi bir ekonomik değer hasretmemektedir.

KDV’nin işlem vergisi niteliği KDV’nin kapsamını belirlemekte etkili olmakta ve verginin mantığını ortaya çıkarmaktadır. Bu bakımdan KDV’nin konusunun genişliği ortaya çıkmakta, özel olarak istisna edilmemiş her türlü ekonomik aktivite KDV’ye tabi tutulmaktadır.